14 Temmuz 1960'ta, 26 yaşındaki Jane Goodall, Tanzanya'daki Gombe Stream Yaban Hayatı Koruma Alanı'na ayak bastı.
Bilimsel bir eğitimi olmasa da, hayvanlarla iç içe yaşama ve onları gözlemleme tutkusu onu bu noktaya getirmişti.
Çocukluğundan beri süregelen bu ilgi, Dr.
Dolittle ve Tarzan kitaplarından aldığı ilhamla şekillenmişti.
Sekreterlik yaparak ve çeşitli işlerde çalışarak biriktirdiği parayla, 1957'de Kenya'ya gitti ve ünlü paleoantropolog Louis Leakey ile tanıştı.
Leakey, Goodall'ın kararlılığını ve vahşi hayata dair derin bilgisini görünce, ona Nairobi'deki müzede asistanlık teklif etti ve daha sonra da akıl hocası oldu.
Leakey, Goodall'ı şempanzeleri incelemesi için görevlendirdi.
O dönemin sömürge yönetimi kuralları gereği, Goodall yalnız başına çalışamazdı ve annesi üç ay boyunca ona eşlik etti.
İlk aylar sıtma hastalığı ve iletişim zorluklarıyla mücadele ettiler.
Yerel rehberler şempanzeleri korkutunca, Goodall ormanı öğrenmeye ve şempanzelere yavaşça yaklaşmaya odaklandı.
Aynı renkte kıyafetler giyerek ve şempanzeleri asla zorlamadan, zamanla onların güvenini kazandı.
Goodall'ın gözlemleri, şempanzelerin yalnızca otçul olmadığını, aynı zamanda et de tükettiğini ortaya koydu.
Araç kullanımı, aile bağları ve karmaşık sosyal yapıları gözlemledi.
Her bir şempanzeye isim vererek, onların bireysel kişiliklerini vurguladı.
Özellikle David Greybeard adını verdiği bir şempanzenin alet yapıp kullandığını gözlemlemesi, dönemin bilim dünyasında şok etkisi yarattı.
Zira alet kullanımı o zamana kadar sadece insanlar için kabul edilen bir özellikti.
Goodall, şempanzelerin termitleri yemek için dalları modifiye ettiğini, su içmek ve kanlarını temizlemek için yaprakları kullandığını, hatta silah olarak taş ve dal kullandığını kaydetti.
Goodall'ın araştırmaları, şempanzelerin karmaşık sosyal yapılarına, iletişimlerine ve duygularına ışık tuttu.
Ayrılık sonrası birbirlerine sarılıp öpüşmelerini, şiddet ve yamyamlık gibi davranışlarını da gözlemledi.
Bu bulgular, insan ve şempanze davranışları arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koydu.
Goodall'ın çalışmaları, lisans derecesi olmadan doktora programına kabul edilmesini sağladı ve National Geographic Society tarafından belgesel filmle kaydedildi.
Goodall'ın araştırmaları, insan ve şempanzenin ortak atadan geldiğini ve %98,6 oranında aynı DNA'yı paylaştığını gösteren kanıtlar sundu.
Bu keşifler, insanın hayvanlar alemindeki yerini yeniden tanımlamaya yardımcı oldu ve primatoloji alanına devrim niteliğinde bir katkı sağladı.
